8 Şubat 2010 Pazartesi

ÜÇÜNCÜ SEKTÖRDE TÜRKİYE ÇOK GERİLERDE


Üçüncü Sektör’de Türkiye, dünyanın en fakir ülkesi Bangladeş’in bile gerisinde.

300 yıllık Osmanlı İmparatorluğu başarılı vakıflar kurmasına rağmen, günümüz Türkiye’si Osmanlı’nın o önemli mirasını devam ettirememiş.

Nüfusu 9 milyon olan İsveç’te 190 bin, nüfusu 55 milyon olan Fransa’da 800 bin, nüfusu 300 milyon olan Amerika Birleşik Devletleri’nde 1.7 milyon STK bulunurken nüfusu 70 milyon olan Türkiye’de 82 bin STK bulunmakta. Üçüncü Sektör dünya sıralamasında çok gerilerde yer alan Türkiye’de 7 bin vakıf bulunurken, bu sayı Osmanlı zamanında 29 bin idi. Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Bangladeş bile, yardım severliği ile bilinen Türkiye’nin çok çok önünde yer almakta.

1973 Yılında fakir Bangladeş Halkı’na yardım etmek için kurulan BRAC, dünyanın en büyük STK’sıdır. Afrika ve Asya’da faaliyet gösteren Brac, yoksullara ekonomik destek vermenin yanı sıra sağlık, sosyal gelişim ve eğitim hizmetleri de sunmakta.

Türkiye’deki STK’ların toplamı bile bir BRAC etmiyor

2005 yılı verilerine göre Türkiye’deki STK’lar 702 milyon dolarlık bağış geliri ile 70 milyonluk nüfusa hizmet vermeye çalışıyor. BRAC’ ise 530 milyon dolar ile 110 milyon insana hizmet veriyor. İşte BRAC’tan minik notlar:

• Afrika ve Asya’da 110 milyon insana hizmet vermekte.
• 52 bin profesyonel çalışanı bulunmakta.
• Her yıl 5 milyon insana mikro kredi vermekte.
• 700 Sanayi kuruluşu bulunmakta.
• 1.55 milyon çocuğa (2-13 yaş grubundaki çocukları kapsamakta) eğitim hizmeti vermekte.
• 1 Üniversite ve bankası bulunmakta.
• Her gün ortalama 2 milyon insana sağlık hizmeti sunmakta.
• Mikro kredilerinin büyük bir kısmından kadınlar yararlanmakta.


Neden Türkiye Üçüncü Sektör’de Üst Sıralarda Yer Alamıyor?

Maalesef Üçünü Sektör yani Sivil Toplum Örgütü kavramını 90’lardan sonra hayatımıza girmeye başladı. 90 öncesinde sivil toplum örgütleri devlet yada siyasal ideolojilerin baskısı altında sivilleşmeyi tamamlayamamış. Sivil toplum örgütü anlayışımız meslek odaları ve sendikalardan ileriye gidememiş.

90 yıllar sivil toplumun gerçek anlamda anlaşılmaya başlanıldığı, bugünün birçok başarılı dernek ve vakfının kurulduğu önemli yıllar. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD 1989), Tema Vakfı (1992), Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV 1993), Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı (TOÇEV 1994), Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV 1995), AKUT (1996), Tohum Otizm Vakfı ( 2001), Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG 2002).

Üçüncü Sektör’ün 20 yıllık mazisinde de maalesef birçok skandal yer almakta. Yakın zamanda dernek ve vakıflara yapmış olduğumuz kurban bağışı yaşadığımız en kötü skandallardan biri oldu. Bu skandallar Üçüncü Sektör’e olan güveni yok ediyor.
Üçüncü Sektör’ün önündeki en büyük engel olan güven sorunu, Türkiye’nin bu sektörde ilerlemesini engelliyor.


Üçüncü Sektörü Değil, Tanıdıklarımızı Destekliyoruz

Prof. Dr. Ali Çarkoğlu’nun 2005 yılında sivil toplum örgütleri ile ilgili yapmış olduğu araştırmasında ilginç veriler karşımıza çıkıyor.
• % 86.9 tanıdığımız yoksullara, %11.5’miz dernek ve vakıflara bağış yapmayı tercih ediyoruz.
• En çok yoksulluk, eğitim ve doğal felaketlerle mücadele çalışmalarını destekliyoruz. İnsan Hakları, çevreyi & tarihi koruma, spora destek, hayvan hakları, tüketici hakları, bilime destek gibi konulara bağış yapanların sayısı çok az. Yoksulluk ve eğitim ile ilgili faaliyet gösteren dernek ve vakıflara bağışçıların ilgisi daha fazla.
• 350 milyon doları zekat, sadaka gibi dini inançlarımız nedeniyle bağışlıyoruz.
• Bağışçılar için en gözde Üçüncü Sektör kuruluşları Kızılay, Tema, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Mehmetçik Vakfı. Buradan da anlaşıldığı gibi devlet iştirakli kurumlara güven daha fazla.
• En çok devlet okullarına zorunlu bağışta bulunuyoruz.
• En çok bağışı, ekonomik sıkıntısı olan aile fertlerine, komşularımıza, çevrede tanıdıklarımıza ve sokak dilencilerine yapıyoruz.
• Nakdi ve ayni bağışlarımızın oranı hemen hemen eşit.

Üçüncü Sektörü Dernek ve Vakıflar Değil, Gönüllüler Kurtaracak

Üçüncü Sektörün hak ettiği yere gelebilmesi için güven sorununu acilen halletmesi gerekmekte. Daha şeffaf olmalı. Nakdi yardımların yanı sıra gönüllü yardımlarına da çok önem vermeli. Ne kadar çok gönüllü çalışana sahip olursa o kadar çok ilerleme sağlayacak. Para ve insan sermayesini eşit kullanmayı başaran Üçüncü Sektör kuruluşları güven sorununu kolaylıkla halledebilecekler.

1 Şubat 2010 Pazartesi

YENİ DÜNYANIN ÖNEMLİ GÜCÜ: ÜÇÜNCÜ SEKTÖR


Türkiye, “Üçüncü Sektör” kavramı ile ilk 1970 yıllarda tanışır. Ünlü ekonomi yazarı Ege Cansen, 22 Eylül 1999 (Hürriyet Gazetesi) tarihli yazısında “Üçüncü Sektör” ile tanışmasını şöyle anlatıyor:

“Bülent Ecevit, 1970'li yıllarda rüzgar gibi esmişti. Kıbrıs fatihi Karaoğlan, şimdi 75 yaşındaki Bülent Ecevit'ten başkası değildir. O yıllarda Ecevit, piyasaya ‘‘üçüncü sektör'' diye bir deyim çıkarmıştı. Ecevit'e göre, ekonomide kamu ve özel sektörün yanında bir de ‘‘halk sektörü'' olmalıydı. Bu üçüncü sektörün girişimcisi ve sermayedarı halk olacaktı. Aradan çeyrek asır geçti. Bundan bir süre önce Vehbi Koç Vakfı'nın geleceğini tasarlamak için yapılan arama toplantısında karşıma ‘‘üçüncü sektör'' deyimi tekrar çıktı. Şaşırdım. Üstelik Ecevit yine başbakandı. Ama bu seferki üçüncü sektörün Ecevit'in halk sektörüyle bir ilgisi yoktur. Bu başka bir nebat.”

Günümüzün Üçüncü Sektörü ile Rahmetli Ecevit’in ekonomik krizlerle başa çıkabilmek için önerdiği Üçüncü Sektör birbirinden farklı olsa da, amaçları ortak: TOPLUMA FAYDA SAĞLAYABİLMEK.

Peki, Nedir Bu Üçüncü Sektör?

Üçüncü Sektör, kar gayesi gütmeyen kuruluşlar anlamına gelmekte. Dernek, vakıf gibi kar amacı gütmeyen Sivil Toplum Örgütlerinin (STK) hepsi bu sektörün içerisinde yer almakta.

Üçüncü Sektör, bir vakıflaşma, dernekleşme hareketi değildir. Üçüncü Sektör, çevre, toplum, kültür, sağlık, eğitim gibi birçok konuda sorumluluğunun bilincinde olan insanların, ideolojiler üstü bir sosyal hareketidir. Son yılların en büyük sosyal hareketi olan Üçüncü Sektör, oluşturdukları etki açısından birçok devlet ve şirketten dahi daha güçlü bir konuma gelmişlerdir.

Üçüncü Sektör Nasıl Oldu da Dünyanın Önemli Gücü Haline Geldi?

Giyindiğimiz bir kıyafetin imalatında Asyalı 5-6 yaşlarındaki çocukların çalıştırılması, fokların kafalarına vurularak uyuşturulup canlı canlı derilerinin yüzülmesi, güzel kokmak adına kullandığımız parfümlerin ozon tabakasını delmesi, yediğimiz sebze için yanlış sulama tekniklerinin kullanılması ve su stoklarımızın yok edilmesi, ülkelerindeki iç savaşlar, yoksulluk nedeniyle bizim ülkemizde yaşam mücadelesi veren, sömürülen mültecilerin olması gibi birçok toplumsal ve çevresel sorunlara daha fazla duyarsız kalmamız mümkün değil. Bu sorunların oluşturdu etkiler öyle yada böyle bizi de buluyor, sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyoruz. Sorumluluğu alma konusunda artık duyarsız kalmamız mümkün değil. Hele hele “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” dememiz imkansız. Artık biliyoruz, o yılan yanı başımızda ve bizi sokmak için uygun zamanı kolluyor.

İletişim çağı, sivil hareketlerin önünü açtı. İnsanların sorunlara karşı duyarlılığını arttırırken, onların hızlı ve etkili organize olmalarına da yardımcı oldu. İdeolojiler üstü bu hareket karşısında devletler katılımcı demokrasiyi benimsemek zorunda kaldı. Sivil hareketler, insan gücünün yanı sıra önemli bir maddi güce de sahip. Birçoğunun bankası, okulu, sanayi kuruluşu var.

İşte bu nedenledir ki Sivil Toplum Örgütlerini sadece bir yardım kuruluşu olarak değerlendirmemiz ciddi bir hata olur. Ekonomik ve insan gücü ile onlar artık dünyanın Üçüncü Sektörü. Birçok insana göre ise büyük sorunlarla boğuşan dünyanın geleceği, üçüncü sektörün çalışmalarına bağlı.