1 Şubat 2010 Pazartesi

YENİ DÜNYANIN ÖNEMLİ GÜCÜ: ÜÇÜNCÜ SEKTÖR


Türkiye, “Üçüncü Sektör” kavramı ile ilk 1970 yıllarda tanışır. Ünlü ekonomi yazarı Ege Cansen, 22 Eylül 1999 (Hürriyet Gazetesi) tarihli yazısında “Üçüncü Sektör” ile tanışmasını şöyle anlatıyor:

“Bülent Ecevit, 1970'li yıllarda rüzgar gibi esmişti. Kıbrıs fatihi Karaoğlan, şimdi 75 yaşındaki Bülent Ecevit'ten başkası değildir. O yıllarda Ecevit, piyasaya ‘‘üçüncü sektör'' diye bir deyim çıkarmıştı. Ecevit'e göre, ekonomide kamu ve özel sektörün yanında bir de ‘‘halk sektörü'' olmalıydı. Bu üçüncü sektörün girişimcisi ve sermayedarı halk olacaktı. Aradan çeyrek asır geçti. Bundan bir süre önce Vehbi Koç Vakfı'nın geleceğini tasarlamak için yapılan arama toplantısında karşıma ‘‘üçüncü sektör'' deyimi tekrar çıktı. Şaşırdım. Üstelik Ecevit yine başbakandı. Ama bu seferki üçüncü sektörün Ecevit'in halk sektörüyle bir ilgisi yoktur. Bu başka bir nebat.”

Günümüzün Üçüncü Sektörü ile Rahmetli Ecevit’in ekonomik krizlerle başa çıkabilmek için önerdiği Üçüncü Sektör birbirinden farklı olsa da, amaçları ortak: TOPLUMA FAYDA SAĞLAYABİLMEK.

Peki, Nedir Bu Üçüncü Sektör?

Üçüncü Sektör, kar gayesi gütmeyen kuruluşlar anlamına gelmekte. Dernek, vakıf gibi kar amacı gütmeyen Sivil Toplum Örgütlerinin (STK) hepsi bu sektörün içerisinde yer almakta.

Üçüncü Sektör, bir vakıflaşma, dernekleşme hareketi değildir. Üçüncü Sektör, çevre, toplum, kültür, sağlık, eğitim gibi birçok konuda sorumluluğunun bilincinde olan insanların, ideolojiler üstü bir sosyal hareketidir. Son yılların en büyük sosyal hareketi olan Üçüncü Sektör, oluşturdukları etki açısından birçok devlet ve şirketten dahi daha güçlü bir konuma gelmişlerdir.

Üçüncü Sektör Nasıl Oldu da Dünyanın Önemli Gücü Haline Geldi?

Giyindiğimiz bir kıyafetin imalatında Asyalı 5-6 yaşlarındaki çocukların çalıştırılması, fokların kafalarına vurularak uyuşturulup canlı canlı derilerinin yüzülmesi, güzel kokmak adına kullandığımız parfümlerin ozon tabakasını delmesi, yediğimiz sebze için yanlış sulama tekniklerinin kullanılması ve su stoklarımızın yok edilmesi, ülkelerindeki iç savaşlar, yoksulluk nedeniyle bizim ülkemizde yaşam mücadelesi veren, sömürülen mültecilerin olması gibi birçok toplumsal ve çevresel sorunlara daha fazla duyarsız kalmamız mümkün değil. Bu sorunların oluşturdu etkiler öyle yada böyle bizi de buluyor, sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyoruz. Sorumluluğu alma konusunda artık duyarsız kalmamız mümkün değil. Hele hele “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” dememiz imkansız. Artık biliyoruz, o yılan yanı başımızda ve bizi sokmak için uygun zamanı kolluyor.

İletişim çağı, sivil hareketlerin önünü açtı. İnsanların sorunlara karşı duyarlılığını arttırırken, onların hızlı ve etkili organize olmalarına da yardımcı oldu. İdeolojiler üstü bu hareket karşısında devletler katılımcı demokrasiyi benimsemek zorunda kaldı. Sivil hareketler, insan gücünün yanı sıra önemli bir maddi güce de sahip. Birçoğunun bankası, okulu, sanayi kuruluşu var.

İşte bu nedenledir ki Sivil Toplum Örgütlerini sadece bir yardım kuruluşu olarak değerlendirmemiz ciddi bir hata olur. Ekonomik ve insan gücü ile onlar artık dünyanın Üçüncü Sektörü. Birçok insana göre ise büyük sorunlarla boğuşan dünyanın geleceği, üçüncü sektörün çalışmalarına bağlı.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Katılımcı demokrasi için Üçüncü Sektör şarttır.